Anasayfa » İş'te Kadın » Aylin Kopan Özsavaş: Meğer turizme bulaşan bir daha ayrılamazmış

Aylin Kopan Özsavaş: Meğer turizme bulaşan bir daha ayrılamazmış

Röportaj: Hatice Ünal Bilen Fotoğraflar: Enes Karadayı

Fuego Travel’in kurucusu. Lise son sınıftan beri turizm sektörünün içinde. Acenteciliğe bir kere bulaşıp, bir daha ayrılamayacak kadar bağlananlardan o da. Sektörle bağı ne kadar kuvvetliyse, sivil toplum faaliyetleri tarafında da o derece aktif ve faal bir isim. 2007 yılından bu yana TÜRSAB bünyesinde TÜRSAB YK Yedek, Disiplin Kurulu Asil, Başkan Danışmanlığı, IATA Komitesi Başkan Yardımcılığı, MICE ve Kültür Komite üyeliklerinin haricinde iki defa Incoming İhtisas Başkan Yardımcılığı yapan Aylin Kopan Özsavaş, şimdilerde TÜRSAB Incoming Turizmi İhtisas Başkanlığı görevini yürütüyor.

Bir dönem TOBB Sektörler Meclisi’nde de sorumluluk aldığını, eşinin mesleği gereği Polis Eşleri Yardımlaşma Derneği Yönetim Kurulu Üyeliği görevini de üstlendiğini anlatan Aylin Kopan Özsavaş ile turizm yolculuğunu, sektörün pandemi performansını ve gelecek planlarını konuştuk.

Nasıl başladı bu yolculuk? Çocukluğunuza, ilk gençliğinize dair neler hatırlıyorsunuz?

Ben Almanya’da doğdum. Başarılı bir öğrenciydim, bu nedenle Gymnasium’a devam ettim. Belki oradaki eğitim hayatımı sürdürseydim, şimdi başka bir meslekte olurdum. Belki bir avukat, belki bir mühendis, kimbilir…

Ama öyle olmadı. Ben daha 12 yaşındayken babam vefat etti ve üç sene daha Almanya’da yaşadıktan sonra Türkiye’ye kesin dönüş yaptık. İstanbul’da yurt dışından dönenlerin kabul edildiği bir Anadolu lisesinde okumaya başladım. Ama Türkçe’yi zar zor konuşan biri için liseyi okumak hiç de kolay değildi. Lise son sınıftayken, mezuniyetime iki ay kalmışken, bir arkadaşımın bir seyahat acentesi ile yapacağı iş görüşmesine eşlik ettim. Kendisi ile yapılan iş görüşmesinde şirketin sahibi benimle de ilgilendi ve iki ay sonrasına bana iş teklifinde bulundu. Kabul ettim ve turizme bu şekilde tamamen bir tesadüf eseri girmiş oldum.

Turizme bir kere bulaşan bir daha ayrılamazmış”

O şirkette sadece iki ay çalıştım. Çünkü İstanbul Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı bölümünü kazanmıştım. Meğer turizme bir kere bulaşan bir daha ayrılamazmış…

Üniversiteye başladıktan dört ay sonra, sadece okumak yetmedi ve bende  başka bir turizm acentesinde part time çalışmaya başladım. Hatta ilk büyük işim, 1992 yılındaki Galatasaray- Werder Bremen maçıydı. Hannover’den tam bir uçak dolusu yolcu getirmiştik. Ben de henüz 20 yaşında acemi bir incoming personeli olarak ilk büyük iş nedir onu görmüştüm. Daha doğru düzgün İstanbul’u bile tanımayan ben, kendimi turist dolu otobüsün içinde eski Ali Sami Yen Stadı’na giderken bulmuştum. Hiç unutmam feci bir yağmur yağıyordu. Grubu rehbere teslim ettikten sonra, grup otobüsünü bulamamış, iliklerime kadar ıslanmıştım.

“Son anda acenteciliği bırakamadım”

Üniversitede okurken part time başlayan iş serüvenim böylelikle duraksamadan devam etti ve eğitimimi ikinci plana attı. Henüz mezun bile olmadan turizmde farklı şirketlerde çalışmaya ve kariyer basamaklarını çıkmaya başlamıştım. Beş yıl sonra 1996 yılında bir ara değişiklik yapmayı düşündüm ve THY’nin sınavlarına katıldım. Satış müdürlüğüne yaptığım başvurum kabul edilmesine rağmen son anda seyahat acenteciliğini bırakamadım. Yaptığım işi seviyordum, iyi para kazanıyordum. Turizmin altın çağının yaşandığı dönemlerdi.

Ardından bir yıl sonra evlendim. Bu arada bir seyahat acentesinde çalışmaya da devam ediyordum. Almanya ve İsviçre’den yoğun kitle turizmi yapan şirketin incoming müdürüydüm artık. Operasyonlarımız çok yoğundu. 2000 yılında büyük kızım doğdu ama ben çalışmaya hiç ara vermedim. 2001-2002 yıllarıydı sanırım. İsviçre’den en çok turist getiren acente konumundaydık. Çok güzel zamanlardı. Şirketin full charter operasyonlarını da ben yönetiyordum ve gerçekleştirdiğimiz operasyonlardan inanılmaz keyif alıyordum.

Acenteciliği bu denli cazip kılan unsurlar nelerdi sizin için? Biraz daha açar mısınız?

Ben daima işin mutfağında oldum. Bu süre zarfında çok macera biriktirdim tabii. Değil rehberlik deneyimi, daha önce Bursa’ya gitmeden, bir Alman yolcum ile Bursa turu yapmış olmama mı şaşayım, 1992-93 yıllarında Türk işçi uçaklarının handling’ini yaparken uçmayı bekleyen 172 yolcuya uçağın olmadığını ve herkesi 1 gece otelde ağırlamamız gerektiğini nasıl söyleyebildiğimi mi, yoksa bir gece yarısı full charter uçağımızın kalkış saatinin yanlış verildiğini fark edip tüm oteli gece yarısı uyandırıp 2 saat erken alınacaklarını nasıl söylettiğime mi?

Bizim mesleğimiz adrenalin dolu. Tutku dolu. Belki bu nedenle ara ara başka fırsatlar doğmuş olmasına rağmen seyahat acenteciliğinden hiç vazgeçemedim. Benim gözümde turizmin temeli seyahat acenteciliğidir. Ve hiç mütevazı olmadan şunu söyleyebilirim ki, bu ülkede turizmin bu kadar büyümesinde en büyük etken, cesur ve vizyon sahibi seyahat acenteleri ve bizim gibi turizmde çalışan emekçilerdir. Halen derim, bizim yaptığımız işte “yok-yoktur”. Mümkün olmayanı mümkün kılarız. Hayalin kendisini gerçek yaparız.

Uzun yıllar saha/operasyon deneyimiyle geçen bir kariyerden sonra kendi acentenizi kurmaya nasıl karar verdiniz? 

2006 yılında yeni kurulan bir şirketin genel müdürlüğü teklifi aldım. Bir grup şirketinin çatısı altındaydı ve hali hazırda ciddi bir bilet potansiyeline sahipti. 15 yıl sadece incoming yapmıştım ve incoming müdürlüğü, genel müdürlüğe benzemezdi. Her şey bir yana başka bir insanın şirketini ve bir nevi parasını yönetiyorsunuz. Korkmadım değil. İşte bu nedenle ve “Bilmediğin işi yönetemezsin” desturundan yola çıkarak, bir yandan ticketing eğitimini tamamladım ve IATA sertifikasını aldım. İlk kez Türk şirketler ile çalışmak, devre takibi yapmak, toplantı organizasyonlarını yapmak hepsi yeniydi benim için. Ama gönlümdeki aslan yine de incoming’di. Son yıllarda hep mass turizmi yapmıştım ama bu şirkette bunu yapmama imkan yoktu. Ben de tekrar kültür turlarına yöneldim. Özellikle Almanya’dan butik kültür turları yapmaya başladım.

2010 yılında şirket, yurt dışındaki yatırımlarına dönme ve şirketi kapatma kararı alınca, başka ama bu sefer turizmci olan birinden kendisinin grup şirketlerinden birinin genel müdürlüğü teklifini aldım. Hiçbir zaman patron olma gibi bir hırsım olmamıştı. Ama nasıl kötü komşu insanı ev sahibi edermiş, benim de şirket kurmam biraz öyle oldu. Genel müdürlüğünü yaptığım son şirkette sadece 8 ay dayanabildim ve böylelikle 20 yıl sonra 2011 yılının kasım ayında kendi şirketimi kurdum. 2006 yılından beri benimle çalışan kurumsal şirketler sebebiyle kendi şirketimde de IATA – Incoming ekseninde devam ettim.

Turizm sektöründe uzun yıllara dayanan bir deneyiminiz var ve yıllar içinde sektörde çok hızlı ve kritik değişimler yaşandı. Bu değişim ve dönüşümler içinde pandeminin turizme etkilerine dair yorumunuz ne olur?  

Turizme ilk girdiğim sene Körfez Savaşı’nın etkisini yaşamıştım. Sonraki her 2-3 sene de bir terör olayları ile sınandık. Ama özellikle Ocak 2016’daki Sultanahmet saldırısı bizim gibi Avrupa’dan kültür turu yapan şirketleri çok ciddi etkiledi. Suriye sınırındaki hareketlilik ve PKK saldırıları maalesef uzun zamandan beri doğu turlarını imkansız kılıyordu. Bakın örneğin, Almanya’nın dışişlerinden halen doğu şehirlerine güvenlik sebebiyle seyahat uyarısı bulunmaktadır. Yazık değil mi bu ülkeye?

“İlk kez tüm sektör kontak kapadı”

Kendi şirketimi kurduktan sonra özellikle Doğu Anadolu’yu karış karış dolaştım. Alman partnerim ile birlikte kimsede olmayan bir Karadeniz Gürcü- Ermeni Kiliseleri turu çıkarttık. Almanya’da turu ilan ettiğimizde Alman arkeolog ve bir dönem Truva’da Kazı Başkanlığı yapmış olan rahmetli Prof. Dr. Manfred Korfmann’ın eşi, “Bu turu yıllardır bekliyorum” diyerek ilk turumuza katılmıştı ve döndükten sonra da teşekkür mektubu yazmıştı.

Kültür turları 2019 yılında başlamak suretiyle, 2020 yılında artarak devam edecekti ki, yüzyılın en büyük felaketi ile karşı karşıya kaldık. Pandemi krizi bugüne kadar yaşanan hiçbir şeye benzemedi. Her daim bir kaçış yolumuz olurdu. Incoming olmazsa outgoing olurdu, doğu turu yapamazken, batıya tur yapardık. Turist getiremiyorsak bilet keserdik, yabancıya incentive yapamaz isek, Türk gruplarına yapardık vs. İlk kez tüm sektör kontak kapadı. Biz de şirket olarak 16 Mart 2020 günü BSP ödemesini yapıp ofisin kapısını kapadık ve halen tam anlamıyla geri dönemedik. Muhtemelen bu sene geri de dönemeyeceğiz.

2021 için turizmde “umutlu bir yıl olacak” beklentisi vardı. Sizin öngörünüz neydi, pandeminin ikinci yılına nasıl girdiniz? Bu şartlarda yıl nasıl kapanır dersiniz?

Bundan birkaç ay önce 2021 yılı için daha umutlu konuşuyordum ama maalesef aşıdaki durumumuz, halen yüksek seyreden vaka sayılarımız ve tanıtım eksikliklerimiz ile bu yılı da kayıp olarak kapatacağız gibi gözüküyor. Yurt dışındaki partner acentelerimiz ile görüşmelerimizde de belirsizlikler sürdüğünü söyleyebiliriz. Dün İngiltere’den gelen sağlık turizmi hastalarına bilet kesiyorken, bugün kesemiyoruz. Dün Rusya’dan münferit yolcu ağırlıyorken, bugün maalesef ağırlayamıyoruz. Daha üç ay önce İtalyan bir famtrip ile Kapadokya’da gelecek grupları konuşuyorken, bugün ülkelerin riskli kategorisinden çıkmamızı bekliyoruz. Pandemi başlarken söylediğim bir söz vardı “Önce hayatta, sonra ayakta kalacağız” diye. Hayatta kalmayı başardık, şimdi ayakta kalmanın yolunu bulacağız ve dayanacağız.

“Tüm Anadolu’yu karış karış gezmiş ve 30 yıldır işin mutfağında olan biri olarak diyebilirim ki, tanıtımı doğru yaparsak ve elbette diğer şartlarımız da elverişli olursa, ülkemizin tarihi ve doğal güzelliklerini özlemiş bir dünya var!”

Turizmde belirgin ne gibi değişiklikler öngörüyorsunuz? Bundan sonra sektöre hakim trendler, dinamikler neler olur?

Yıllardır söylüyorum; deniz, kum, güneş önemli bir turizm ayağımız ama tüm ülkenin tanıtımını buna kurgulamak doğru değil. Aslında bakarsanız, bu bir nevi nadasa yattığımız bu dönemi kurumlar arası iş birliği yaparak daha verimli kullanabilirdik. Bizim ülkemizin neye ihtiyacı var? Tanıtıma! Ama tabii doğru tanıtıma! Destinasyon tanıtımına ağırlık vermeliyiz.

Şimdi mesela ben Mardin’de öyle bir incentive programı oluşturabilirim ki; bunu gören oraya gelmek için can atar. Bu verdiğim örneği her segment ve her bölge için çoğaltabiliriz. TGA-Turizm Geliştirme Ajansı bu amaçla kuruldu. Üstelik tanıtım yapmaları için tüm sektör paydaşlarından belirli oranlarda katkı payı alıyorlar. 15 aydır fatura kesmemiş olsanız da bu katkı payını ödemeye devam edildi. Keşke TGA başarılı tanıtım filmlerine imza atsaydı, biz de katkı payını konuşmak yerine alkışlasaydık, ama öyle olmadı. Zaten işin tabiatında büyük yanlış yapıldı. Tanıtım, seyahat acentelerinin, dolayısıyla TÜRSAB’ın fikri ve desteği alınmadan yapılamaz. Ürünleri oluşturan ve pazarlayan bizleriz. Biz her ülkeye aynı ürünü bile vermezken, siz aynı tanıtım filmini nasıl her segmentte ve her ülkede kullanırsınız? Tüm Anadolu’yu karış karış gezmiş ve 30 yıldır işin mutfağında olan biri olarak diyebilirim ki, tanıtımı doğru yaparsak ve elbette diğer şartlarımız da elverişli olursa, ülkemizin tarihi ve doğal güzelliklerini özlemiş bir dünya var!

Turizm sektöründe olduğu gibi sivil toplum kuruluşlarında da oldukça aktif ve faal bir isimsiniz. Şu an neler yapıyorsunuz?

2007 yılından bu yana TÜRSAB’da ara ara görev aldım. YK Yedek, Disiplin Kurulu Asil, Başkan Danışmanlığı, IATA Komitesi Başkan Yardımcılığı, MICE ve Kültür Komite Üyeliklerinin haricinde iki defa Incoming İhtisas Başkan Yardımcılığı ve şimdi de başkanlığı… Bunların dışında bir dönem TOBB Sektörler Meclisi’ndeydim ve eşimin mesleğinden dolayı Polis Eşleri Yardımlaşma Derneği’nde Yönetim Kurulu Üyeliği yaptım. Tıpkı diğer ihtisas başkanlıkları gibi, Incoming İhtisas Başkanlığı olarak çok zor bir dönemde görev yapıyoruz.

Sektörün kan ağladığı, umudunu yitirdiği, yarını değil bugünü kurtarmaya çalıştığı bir dönemde toplantı yapmak, fuarlara katılamamak, roadshow’lara öncülük edememek, henüz fiziki bir tane bile toplantı yapamadan incoming için gelecekte neler yapmalıyız konusunu konuşmak hiç ama hiç kolay değil. Ama yine de her meslektaşımız mutlaka bir ihtisas başkanlığında yer alması için davet etmek istiyorum. Hem meslektaşlarını tanıyor hem de mesleği ile ilgili farklı bakış açılarını öğreniyorsun.Çağımızda dijital ve sosyal medya akımları ile iletişim, satış, pazarlama alanları geleneksel metotlardan yeni akımlara yönelmiş durumda. Bu aksın içinde bireysel ve kurumsal bazda duruşunuz nedir?

Yarama bastınız desem. Gelenekselci olmam ile birlikte, özellikle sosyal medya unsurlarını daha sık kullanmaya başladım. Yine de henüz bu konuda yeterli olduğumu söyleyemeyeceğim. Kendimi bu konuda geliştirmeye çalışıyorum diyebilirim. Çünkü değişen dünyada dijital ve sosyal medya üzerinden iletişimsağlanması, satış ve pazarlamanın gitgide avcunuzdaki akıllı cihazlara kayması bu işin kaçınılmaz sonudur.

Turizmde kadın olmak üzerine neler söylersiniz?

Son yıllarda gözlerim her yerde kadını daha fazla arıyor. Türkiye’nin farklı sektörel buluşmalarında verilen o fotoğraflara ve kadın sayısına bakıyorum. Kadın istihdam oranı artmasına rağmen, orta ve üst düzey kadın yönetici sayısında paralel bir artış görmüyorum. Bana göre kadınlar yönetim literatüründe “cam tavan” olarak adlandırılan görünmeyen o bariyerler tarafından engellenmektedir. Kendi sektörümüze dahi baktığımızda turizmin her noktasında kadın çalışanlarımız oldukça fazlayken, kadın yönetici sayısı bir o kadar da yetersiz. Ama inanıyorum ki,  benim gibi düşünen kadınlar hiç de azımsanacak kadar az değil. Hele hele arkamızdan öyle güzel bir nesil geliyor ki, bu genç kadınlarımız cam tavan literatürünü tarihin tozlu sayfalarına gömecektir…

Acente, sivil toplum kuruluşları… Çok farklı şapkalarınız, çok farklı sorumluluklarınız var. Kendinize ayırdığınız zamanlarda en çok nelerle uğraşmayı seviyorsunuz?

Kendimi bildim bileli hep kendimle ilgili şunu derim: “Ne kadar yoğun olursam, o kadar verimli oluyorum”. Hafta içi şirketim ile yoğun zaman harcıyorken, hafta sonu da evde mutfakta zaman geçirmekten büyük keyif alıyorum. Zaten bu keyif sebebiyle geçen sene ikinci üniversite olarak aşçılık okumaya başladım. Bir de şimdi yakında açılacak olan Galataport’ta Fuego Cafe açıyorum. Bu bana şimdiden ayrı bir heyecan veriyor.  Biz ailece sporun her türlüsünü çok seviyoruz. Bu arada benim iki kızım var. Büyük kızım Almanya’da tıp okuyor, küçük olan İstanbul’da Fransız Lisesi’nde okuyor. Yazın dalmayı, kışın kayağı, her daim bisikleti veya tenis oynamayı seviyoruz. Ama yürüyüş yaparken sıkılıyorum. İlla koşmam lazım, hareket lazım…

Bundan sonrası için planlarınız neler? 

Yaşadığımız bu pandemiden sonra gelecekle ilgili çok net beklentiler içinde olmanın  çok fayda getirmediğini, hayatta en önemli şeyin önce sağlık olduğunu öğrenmiş bulunmaktayız. Ancak tabii ki insan, geleceğe yatırım yapmadan, üretmeden, hayal kurmadan yaşayamaz. Benim hem kendim hem de tüm sektör için tek dileğim, öncelikle turizmin tekrar açılması ve tekrar eskisi gibi tüm Türkiye’yi kapsayacak turları yurt dışına gerçekleştirebilmek.

Onun dışında bir kadın ve iki kız çocuğu annesi olarak, özellikle ülkemizde kadına yönelik şiddetin son bulmasını, mesleki adaletsizliklerin yaşanmamasını, devletin tüm kademlerinde ve her sektörde başta kadın olmak üzere liyakatli yönetici sayısının artmasını diliyorum.

#aylinkopanözsavaşröportaj #fuegotravel #iştekadın #turizmdekadın #türsab

İnceleyin

Online yemek sektörü hava yolundan fazla büyüdü

Türkiye’de online yemek sektörünün hacmi 2021 yılının ilk yarısında yüzde 50 büyüyerek 6 milyar lirayı ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: İçerik izinsiz kopyalanamaz, başka mecralarda kullanılamaz 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserlerini Koruma Kanunu Gereği (Site Telif Hakları) Konusunda Yasal Uyarıyı inceleyebilirsiniz