Anasayfa » İş'te Kadın » İşi Şahsına Eş Turizmci: Sumru Tüzüngüven

İşi Şahsına Eş Turizmci: Sumru Tüzüngüven

Röportaj: Hatice Ünal Bilen

Fotoğraflar: Hakkı Günerkan

“Vakit kaybetmeyi hiç sevmem. Hızlı konuşur, hızlı yürürüm. Hep bir acelem vardır hayata karşı. O yüzden İstanbul’a geldim, Turizm Otelcilik okudum. Sonra bir baktım, turizm bana acayip sıcak görünüyor. O gün bugündür de sektörün içindeyim.”

Tıpkı anlattığı gibi; hızlı konuşuyor, hızlı yürüyor, çabuk cevap veriyor. Hiç bitmeyen bir enerjisi var. Sanki hayata karşı hep bir telaş ve acele içinde. Neşeli, cıvıl cıvıl, nev-i şahsına münhasır, hoş sohbetli…

Turizm başka ne ister ki? Ha bir de deneyim, alt yapı, donanım en önemlisi işine tutku ve bağlılık. Onlara da fazlasıyla vakıf  zaten…

İstanbul’un bu yazın başında kapılarını açan en genç ve dinamik oteli Cloud.7 Hotels’in en az onun kadar girişken, güleryüzlü ve profesyonel genel müdürü Sumru Tüzüngüven’den söz ediyorum.

Bu sayımızda iş’te kadın konuğumuz olarak sizlerle…

Herkesin bir kariyer hikayesi vardır, ya sizinki Sumru Hanım? Otelcilikle ilk nasıl tanıştınız?

Çocuk yaşlarımdan itibaren yabancı dillere hep ilgi duydum. Bilge Kağan Koleji mezunuyum ben. Okulumda bütün öğretmenlerim İngiliz ve Amerikalı’ydı. İngilizce dersleri gelsin de konuşayım diye heyecanla beklerdim. Daha o günlerden bir ışık varmış zaten.

O ışık en çok da ben lisedeyken aydınlanmaya başladı; o yıllarda iletişime dayalı bir işi hayal ettiğimi hatırlıyorum. Ne bileyim, kalabalık insanların olduğu yerlerde çalışmak hatta bir adım daha öteye giderek Bodrum’a gitmek dahi vardı o hayallerin içinde. Belki bir kafe ya da bir bar işletebilirdim… Hayatımın içinde müzik olabilirdi, insanlar olabilirdi, trafik olabilirdi…

Daha sonra üniversite sınavlarına girdim. Dil olan herhangi bir bölümü istiyordum. Ardından Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’ni kazandım. İlk evden uzaklaşmamdır o. Latin Dili ve Edebiyatı okuyordum ve o bölümü bitirdiğinizde hem İspanyolca hem İtalyanca hem de İngilizce konuşabiliyordunuz.

Bu da tabii benim eğitimim için çok büyük bir olanaktı. Ama maalesef ailevi nedenlerden ötürü iki yıl sonra dönmek zorunda kaldım. Bu arada vakit kaybetmeyi de hiç sevmem. Hızlı konuşur, hızlı yürürüm. Hep bir acelem vardır hayata karşı. O yüzden de İstanbul’a geldim. İstanbul Üniversitesi Turizm Otelcilik okudum. Sonra turizm bana acayip sıcak görünmeye başladı.

IMG_0909

“BİR BUÇUK YILIM HAYAL KURARAK GEÇTİ”

Turizm sıcaklığını size ne şekilde hissettirdi, bunu biraz daha açabilir misiniz?

Şöyle, ben çok şanslı biriyim aslında. Stajımı 1996 yılında Four Seasons Sultanahmet’te yaptım. İşe İstanbul’un en iyi oteliyle başlamış oldum. Otelin çok iyi bir kadrosu vardı. Mr. Backhet o dönem benim genel müdürümdü. Kendisi hala Türkiye’dedir. Süper bir kadroyla süper bir işe başlatılmıştım. Ama tabii yaşımız da küçük… Bizim için sadece santral operatörlüğünü uygun gördüler. Bir buçuk sene kadar santralde çalıştım. Kameralardan resepsiyonistleri imrenerek izlerdik. Anlayacağınız bir buçuk yılım hayal kurarak geçti…

Sonrasında benim yedi sene kadar evlilik dolayısıyla bir Amerika maceram var. Şu anda evli değilim ama. Ortaokuldan devam eden bir aşktı… Turizm aşkı daha ağır bastı ki herhalde şu anda buradayım.

Eski eşimle beraber Amerika’ya gittik, evlendik. Eşim o zaman bir sene master yapacağım, döneceğim demişti. Oysaki ben buradaki işimden ve hayatımdan çok memnundum. Piyasaya göre çok iyi para kazanıyordum. Hatta ilk maaşımla ilk arabamın taksitini ödemiştim. Allah rahmet eylesin, babam savcıydı, 20 yaşındayken ondan fazla para kazandığımı hatırlıyorum.

Neticede işimi istemeye istemeye bırakarak, bir yedi sene İstanbul’a veda etmek zorunda kaldım.

Rüya ülke Amerika, yüzünüzü hiç mi güldürmedi? Artıları da olmuştur mutlaka?

Amerika’ya öğrenci eşi olarak gittiğinizde çalışma izni alamıyorsunuz. Ben de sekiz ay boyunca kaçak işçi modeli çocuk baktım, garsonluk yaptım. Ama bir yol çizmek zorundaydım. Bir kez daha üniversite sınavlarına girdim ve Bilgisayar Programcılığı okudum. Haddimi aştım, sekiz saat bilgisayarın karşısında oturup program yazdım ama yine söylüyorum hiç bana uygun bir iş değildi. Yine de okulumu büyük bir azimle bitirdim. En azından şu anda özgeçmişimde güzel duruyor. Doğal olarak bilgisayarlarla da aram gayet iyi…

Bu arada da okulumun ilk yılında 40 saatlik çalışma iznimi de aldım. Üç buçuk yıl boyunca dört yıldızlı bir otelde çalıştım. Yine ön büro, santral elemanı olarak girdim ama resepsiyonistlik de yapıyordum.

Bir yurt dışı otelinde çalışmak bana çok şey kattı. Hem bir yabancı olarak yurt dışında çalışmanın nasıl bir şey olduğunu gördüm hem de asıl istediğim işi kendi ülkem dışında yapma fırsatını elde ettim.

Üç buçuk yılın sonunda çalışma izni konusundaki sıkıntılardan dolayı otelden ayrılarak Yahudi bir beyefendinin yanına girdim. Kendisi İş Geliştirme Uzmanı ve brookerdı. Türklerle çalışıyordu. 22 kişilik küçük bir şirketti. Kalan üç buçuk yılımı da orada geçirdim.

 CLOUD7_1

Adeta turizm için doğmuş biri için bir bakıma şanslı bir bakıma dramatik bir öykü gibi geldi bana. Siz ne dersiniz? 

Dediğiniz gibi ama şans yok. Amerika’da da olsanız şansınız olmuyor. Orada hayat buradan göründüğü kadar kolay değil aslında. Bir Türk olarak gidiyorsanız, ona göre muamele görüyorsunuz. Hatta ben gittiğimde ne büyük talihsizlik ki 11 Eylül saldırısı da o dönem patlak vermişti. Benim okulum Dünya Ticaret Merkezi’nin iki sokak altındaydı, iki ay boyunca kapalı kaldı. Orada kara kaş, kara gözlü herkese Arap muamelesi yapıldı.

Amerika da benim için bir nevi hüsranla sonuçlandı. Buradan Amerika hayalleri kuran arkadaşlarıma “deli misin” diyordum artık. Turizmde yükseleceksen burada yükseleceksin. Hatta burada çok daha kolay… En azından dilimizi biliyoruz, ikinci sınıf insan muamelesi görmüyoruz, herkesle eşitiz. O yüzden ben İstanbul aşığıyım. 30 km ötemdeki işi bile istemiyorum artık. Şu an çalıştığım Clouds 7 Hotels ile evim arası 8 km.

İşin özeti, Amerika’dan büyük derslerle döndüm. Bu deneyimi hem kişisel hem de kariyer anlamında kesinlikle bir artı olarak görüyorum. En azından ülkeme bir diplomayla döndüm. İyi derecede İngilizcem var. İthalat ihracat öğrendim. Bir sürü insanla çalışma fırsatım oldu.

Hayatımın en önemli yedi senesiydi. Yaş itibari ile de öyle; 22 yaşında evlendim. 30 yaşına kadar dayandım. Tam bir gurbet geliniydim. Aslına bakarsanız olmasını istediğim pek çok şeyi de başarmışım.

Ya başaramadıklarınız? 

E tabii olmaz mı? Neticede baktım yedi buçuk sene sonunda eşimle birlikte dönemiyoruz, gayet radikal bir kararla ben döndüm. Çünkü aslında şu anda 46 odalı bir otelin müdürüyüm ama belki Amerika’ya hiç gitmeseydim şu anda Çırağan Palace Kempinski’nin müdürü olabilirdim. Neresinden baksanız bir yedi sene eksiğim var benim Türkiye’de.

Ne var ki hiçbir zaman hiçbir şey için geç olmadığını düşünüyorum. Burada mutlu muyum, çok mutluyum. Ama dediğim gibi hayat… Bir şeyi çok istediğinizde o sizden kaçıyor, kovalamak durumunda kalıyorsunuz. Benim aslında kariyer çizgim de böyle oldu. Şu anda mutluyum ama o yedi seneyi kapatmak inanın çok zor oldu.

CLOUD7_6

“SIFIRDAN BAŞLADIM”

Türkiye’ye döndüğümde işe sıfırdan başladım diyebilirim. İstanbul’a geldiğimde 2006’da ilk olarak Polat Renaissance Hotel’e resepsiyonist olarak başladım. Benim yaşıtlarım bir önbüro müdürlüğü, şefliği almışlardı bile… Hele ki bu sektöre Four Seasons Hotel’de başlamış biri olarak çok daha iyi yerlerde olmam gereken bir dönemdi. Bu da tabii çok üzücü…

Yine de ne büyük şans ki, Polat Otel benim için çok iyi bir şans olmuştur. Orası otelcilik anlamında çok iyi bir okuldur. Bunu çalışan memnuniyeti ile de rahatlıkla ölçümleyebiliriz. Kaldı ki ben orada işe başladığımda 8-10 yılını tamamlayan çalışanlar vardı. Şimdi de çok farklı olduğunu düşünmüyorum.

Dediğim gibi bir buçuk yılım resepsiyonist olarak geçti. Ne var ki orada çok fazla yükselme şansım da yoktu ama ben turizmde yükselmenin yollarını arıyordum.

Daha sonra öğrendim ki, otelcilikte bunun yolu gece müdürlüğünden geçiyormuş, herkese de tavsiyem bu olur.

IMG_0918

Otelcilikte yükselmenin yolunu nasıl keşfettiniz, anlatır mısınız?

İstanbul’da sanırım ikinci gece müdürüyüm. The Marmara Şişli Oteli’nde üç buçuk sene gece müdürlüğü yaptım. Sanırım Amerika’da geçirdiğim yedi seneden sonra hayatımın en büyük tecrübesi olmuştur. Kapınıza polisler, alkollü insanlar gelir, “Müdür beyi çağırır mısın” derler senin kim olduğuna bile bakmadan.  Bizde sonu gelmeyen bir “bey mantığı” vardır ya hani, işte o hesap. Kapıya çıkan etekli bir bayan olunca karşılarında illa yetkili bir bey ararlar.

O yüzden gece, hayatın olduğu gibi turizmin de bir başka yüzüdür. O zaman dilimlerinde insanlar çok büyük beklentiler içinde kapınıza gelirler. Odalarınız yüzde 100 doludur, misafiri hiçbir şekilde dolu olduğunuza inandıramazsınız.

“Neden oda yok, bize mi yok, gerçekten mi yok, hiç mi yok” soruları kulağınızda çınlar durur.

Bunu en çok da kendi milletimiz yapar. İşte turizmin asıl zorluğu da bu noktada karşımıza çıkar. İletişim dediğiniz şey zordur. Nedense bizim insanımız çarçabuk sinirlenir, hemen altında bir mana arar. Bende “hiç mi yok”un bir mantığı yok. Evet, gerçekten hiç yok…

Polat Otel o yüzden benim için çok iyi bir okul olmuştur. Çünkü Polat otel sayesinde bir çok hocamla,bir çok profesyonel turizmciyle çalışma fırsatı yakalamışımdır. 2006 senesinde Polat Otel’de çalışmaya başladıktan sonra sekiz sene boyunca müdürlerim,hocalarım nereye gittilerse ben de onlarla gittim. Eski otelciler böyleydi. Kalpten bir bağ vardı,herkes ekibini yanında götürürdü. Ne yazık ki şimdilerde yok, varsa da ben göremiyorum.

Sonrasında bir üç buçuk sene de Wow Otel’de çalışma imkanım oldu. Ben orada önbüro şefi olarak görev yapıyordum. Daha sonra yine müdürlerimden biri, The Marmara Şişli’ye geçti. Bana birgün bir gece müdürüne ihtiyacı olduğunu, kabul edersem bunun kariyerim açısından olumlu bir adım olacağını söyledi ve bir seneliğine anlaştık.

Genelde otelcilikte bütün üst düzey yöneticiler satış kökenlidir. Siz ise yükselmek için ön bürodan, gece müdürlüğünden bahsediyorsunuz?

Evet ben önbüro kökenliyim, hatta bir önbüro aşığıyım. Hala da bir otelin kalbinin ön büro olduğunu düşünürüm. Çünkü misafir kapıdan ilk girdiği an ön büro personeliyle karşı karşıya gelir. Bir misafire orada eksik hizmet verildiğinde o otel isterse altın varaklı olsun, 10 numara satış yapın, bir daha gelmez.

Hele Türk insanının algısı o kadar farklı ki… O yüzden ben genç arkadaşlarıma hep söylüyorum, “Anahtarı misafire nasıl uzattığınız bile o kadar önemli ki yeri gelir önüme attı derler” diyorum. Bizdeki egolar malum, herkesin memnun edilmek istediği taraf başka. Bizim işimiz sabır istiyor çok.

Sizdeki egolar ne durumda? Sırası gelmişken biraz kendinizden, iş yapış tarzınızdan, çalışma stilinizden de biraz bahseder misiniz?

Benim egolarım çok yok ama fazla kırılganım. Alınırım, içimde kurarım, 100 kere düşünürüm. Kurarım, oynarım…

Onun dışında ben insanlara çok kıymet veren biriyim. En kötü huyum herhalde alıngan olmam. Ama ilk yıllarımdan beri istediğim yönetim tarzını uygulamaya çalışıyorum. Çok iyi bir şey yaparsınız ama çok takdir görmezsiniz. Ama en ufak hatanızda çok büyük bir hezimet altına girersiniz, çok eleştirilirsiniz. Bizim otelcilikte, turizmde bile bu böyle ne yazık ki. Mesela bir otelden çok memnun kalırsınız ama bunu dile getirmezsiniz. Bu bence insan ilişkilerinden de böyle. Olumsuzu söylemek, eleştirmek çok kolaydır ama takdir etmek çok zor ve biz buna çok vakit ayırmıyoruz diye düşünüyorum.

Yine de ben bu konularda çok şanslı olduğumu düşünüyorum. Belki de ben enerjimle onları çağırmışımdır.Marloes ile de ilişkim öyle. Benim hayalimdeki yönetici o. Bir kadın öncelikle. Halden anlayan biri… İnsanların hata yapabileceğini, her günün birbiriyle aynı olmayacağını kavramış biri… İnsana son derece saygılı. O yüzden ben de öyleyim.

Personelime karşı ben de aynı şekilde davrandığımı düşünüyorum. Bir sorunu olduklarında gelsinler, direkt benimle paylaşsınlar isterim. Hep söylerim, yeryüzünde çözülmeyecek bir sorun yoktur. Misafirle yumruk yumruğa kavga etmediğin sürece her problemi çözebilirsiniz. İnsanların gönlünü almak aslında daha kolay. Bunun karşılığını da aldığımı düşünüyorum. Bu işte şu ana kadar duygusal bir bağ kurmadığım biri olmadı mesela.

The Marmara Şişli’deki gece müdürlüğü göreviniz size beklediğiniz hayalleri sağlayabildi mi? Tekrar kariyer hikayenize dönersem, sonraki süreç nasıl ilerledi?

Gece müdürlüğünden sonra aynı otelde Misafir İlişkileri Müdürü olarak devam ettim, tabii bu defa gündüz elemanı olarak. Bir sene orada çalıştım. Sonra etrafımdaki herkes, buna müdürlerim de dahil, satış yapmam gerektiğini söyleyemeye başladılar. E ben de o beceri yok. Kendimi sahte pazarlayan biri olamadım hiçbir zaman. İnandığım şeylerin arkasında durabiliyorum sadece. Şayet bana inandırıcı gelmiyorsa, en güzel oda fotoğrafıyla en kötü odayı satamam mesela. O zaman ben de inandırıcılığımı kaybediyorum.

Yine de denemek istedim. O sene Polat Otel’in önbüro müdürü Mardin’in ilk beş yıldızlı oteline genel müdür olarak gitmişti. Bana da satış müdürlüğü teklif etti. Ama satışları İstanbul ofisinden yapacaktım. Benim macera zihniyetime çok uygun geleceğini düşündüğüm ve yeni insanlarla tanışacağım için teklif ilginç geldi bana ve kabul ettim.

Yanılmamışım da… Yaklaşık dört ayım Mardin’de geçti. İlk aşkım İstanbul ise ikinci aşkım Mardin’dir benim. Hem şehir hem insanları olarak…

Buradaki alınganlıklar ve egoların hiçbiri orada yok mesela. Eğitim ve refah seviyeleri çok yüksek. O yüzden de oteli çok severek pazarladım.

Bir buçuk sene boyunca orada satış müdürü olarak çalıştım. Yine de sonunda biraz dik kafalı ve inatçı olduğum için satışın bana göre olmadığını düşünerek sonlandırdım. Benim bir binaya ihtiyacım var, insanlara ihtiyacım var. Ben sabit yerlerde olmayı seviyorum. İnsanlar bana gelsin ve onlara yardımcı olayım istiyorum.

 CLOUD7_4

Satış maceranız da böylece bitti. Cloud.7 Hotels ile nasıl tanıştınız?

Bu otelden önce The House Hotel Bosphorus’ta önbüro müdürü olarak çalışıyordum. Buradaki patronum Cloud.7 Hotels’in sahibi Micheal O’Shea.Kendisi İrlandalı bir yatırımcı ve Türkiye’yi çok seviyor. Buradan da çok fazla para kazanmış biri. Ben orada çalışırken House Otelleri’nin yüzde 53 ortağıydı. Daha sonra House Hotel Nişantaşı’nı da bana verdiler. O zaman daha Vault Karaköy açılmamıştı. Açılınca üçüne birden devam ettim.

Çok güzel bir zincir, ben de çok memnundum. Hani “Micheal Bey ben sizi çok seviyorum, güveniyorum, bakın ben Bakırköy’de oturuyorum, evime de yakın olsa, bir otel açsanız, ben de oraya müdür olsam” desem bu kadar olabilirdi.

Daha çok yeni bir oteliz. Benim ilk otel müdürlüğü tecrübem. Yedi uğurlu sayım, evimin dibi olması enteresan. Bana sanki çok fazla işaret gönderilmiş gibi geliyor.

IMG_0913

Nasıl gidiyor?

Çok güvendiğim bir markayla çalışıyorum. Hani turizm bu kadar kötüyken bu kadar umut vaat eden bir markada görev almak benim için çok heyecan verici. Onlar bizim gibi bakmıyorlar tabii. Turizm ve istatistik derslerinde ilk olarak söyledikleri, “dibe vurmadan yukarı çıkılmaz” sözüdür. O yüzden iflas görmeden çok zengin olunmaz. Elbette ki bu böyle kalmayacak. Ne kadar sürer ben de bilmiyorum ama ümidi de kaybetmemek lazım. Türkiye turizminin yine üst seviyelere çıkacağını ümit ediyorum.

Turizmin bu karanlık günlerinde İstanbul turizmine ve otelciliğine yeni bir ışık olduğumuzu düşünüyoruz. Çevremizdeki esnaf için bile öyle, Bakırköy için bir değişiklik oldu. Otelin her kapısından giren “Ya çok güzel olmuş, çok havalı görünüyor” diyorlar. Bu da bizim çok hoşumuza gidiyor.

Vakti zamanında Karaköy de böyleydi. Bir kadın olarak geçmekten korkardınız. O yüzden ben çok inanıyorum, çok değil, önümüzdeki sene içinde Bakırköy de öyle bir yer olacak. Burada da çok cool, havalı oteller, mekanlar açılacak.

Bu aynı zamanda Cloud.7 Hotels’in de öngörüsü. Bir Avrupalı gözüyle benim patronumun öngörüsü de bu yönde. Bu sebeple otel grubumuz çok fazla gün yüzüne çıkmamış, sosyetenin girmediği lokal bölgelere yatırım yapmak ve yabancı ziyaretçilere asıl lokali göstermek niyetindeler. Bu da bizi farklı kılan en önemli özelliklerimizden.

Bir Bakırköylü olarak bölgeyi lokasyon olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben genelde kendim alışveriş yaparken de esnafa kartımı veriyorum. Bakırköy çünkü böyle yaşayan bir yer. Burada her şey bir semt mantığında işliyor. Sizi severlerse misafirini emanet ederler. Sizinle ilgili bir önyargıları varsa, isterseniz Çırağan’ı getirin, yollamazlar. Ben sağduyulu insanları seviyorum aslında.

CLOUD7_2

Yeni projeler, yatırımlar var mı?

Hala yeni projeler üzerinde çalışıyoruz. Bu yıl İstanbul turizmine çok iddialı bir giriş yaptığımızı düşünüyoruz. Şu anda da devam eden  yeni projeler üzerine çalışıyoruz. Bunlardan ikisi İstanbul’da çok yakın bir zamanda açmayı planladığımız iki adet Cloud.7 Hotels ki, hedefimizde iki sene içinde dünya genelinde 16 otel sayısına ulaşmak var. Şu an Dubai’deki projemiz devam ediyor. Dolayısıyla onu İstanbul’dan önce açabiliriz.

Özel yaşamınızda neler yaparsınız?

Annemle yaşıyorum. Basit bir hayatım var. Eskiden beri edindiğim çok sıkı bir çevrem, eski dostlarım var.  Ben hayatıma kolay kolay insanları dahil etmiyorum. Bu biraz da yaptığım işten kaynaklanıyor olabilir. Her gün yüzlerce insanla tanışıyorum. Herkesle arkadaş gibi oluyorsunuz. Yapım gereği de ben insanları tanımayı severim, merak ederim. O yüzden de özel hayatımda da aslında daha küçük bir kitlem var.

Hafta sonları vakit buldukça ufak kaçamaklar yapmayı seviyorum. Tam bir Şile aşığıyım, ne zaman sıkılsam nefes almak istesem soluğu orada alırım. İstanbul’dan 1 – 1.5 saatte ulaşabiliyorsunuz. Şehre yakın konumda, adeta bir tatil beldesi gibi. İnsanlarını da çok seviyorum, huzur buluyorum.

Onun dışında Çok hayvan severim. Bir sürü beslediğim hayvanım var. Bizim ev revir gibidir. Hastalanan kedi köpek evimize getirilir, bakılır. Ama evimizde de bir demirbaş kedimiz vardır. O onları döver, biz ne kadar baksak o onları istemez.

Bundan sonra neler yapmak istiyorsunuz?

Burada o kadar mutluyum ki, yıllardır aradığımı bu otelde fazlasıyla bulduğumu düşünüyorum. Devam eden süreçte bebeğin ilk annesi olarak, belki zincirin büyümesine daha fazla yardımcı olabilirim.

Ama çok büyük bir değişiklik olmadığı sürece daha uzun seneler burada kalmayı planlıyorum. Çünkü maneviyat beni besliyor, bu kariyerimde de aynı şekilde devam ediyor. Benim için maddiyat ikinci planda. O yüzden buraya ayaklarım geri geri gelmiyorsam, mutluysam ve huzurluysam, çalışanlarım için de öyleyse daha ne isteyebilirim ki? Şu anda herhalde huzur ve kafa olarak son 10 senenin en mutlusuyum.

Elbette ki şu an tek kaygım satışlarımız, misafir memnuniyeti. Yoksa hayatımda başka hiçbir olumsuz durum yok. O yüzden çok doymuş bir yerdeyim ve çok mutluyum.

#İşteKadın#Turizmci, #SumruTüzüngüven, #turizm, #cloud7, #cloud7hotels, #hotel#hotelrestaurantmagazine, #röportaj

İnceleyin

Dedeman Grubu, Palandöken otellerini yeniliyor

Dedeman Hotels & Resorts International, Dedeman Palandöken ve Dedeman Palandöken Ski Lodge otellerinde başlattığı yenileme ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: İçerik izinsiz kopyalanamaz, başka mecralarda kullanılamaz 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserlerini Koruma Kanunu Gereği (Site Telif Hakları) Konusunda Yasal Uyarıyı inceleyebilirsiniz