Anasayfa » İş'te Kadın » Şeyda Zeynep Özersin: “Kadının doğasına çok uygun, turizmde daha fazla söz sahibi olmalıyız!”

Şeyda Zeynep Özersin: “Kadının doğasına çok uygun, turizmde daha fazla söz sahibi olmalıyız!”

Röportaj: Hatice Ünal Bilen  Fotoğraflar: Erol Kömür 

Kendini bildi bileli, o muhteşem kürsünün başında bir hakim olmayı hayal etti. O çok hevesli olduğu idealine küçük bir puan farkıyla veda ederken, babasının, “Şeydacığım, turizm lisesinde akşam saatlerinde bir kurs açılmış, ne dersin?” sorusuna verdiği olumlu yanıtla yepyeni bir yola açıldı, “kadının fıtratına uygun sektör” dediği turizmle ilk o zamana tanıştı. 25 yıllık mesleki geçmişinin son 7 yılını otel yöneticiliği, son 3 yılını ise, halen işletme müdürlüğünü yaptığı Bolu Koru Hotel’de devam ettiren Şeyda Zeynep Özersin ile turizmde yolculuğunu konuştuk.

Şeyda Hanım, Bolu Koru Hotel Müdürlüğü’ne uzanan turizm yolculuğunuz nasıl başladı, anlatır mısınız?

Öncelikle, mesleki geçmişime yolculuk yapmamda, bana yol arkadaşlığı yaptığınız için çok teşekkür ederim. İşin aslı yaşamımın merkezi haline gelen bu sektör, inanın hiç ama hiç aklımda olmayan bir meslek dalıydı. Öyle ki, toplumumuzun her kesiminde yetiştirilen çocuklardan beklenti; öğretmen, hakim, mimar ve mühendis olması yönündeyken, benim de böyle telkinlerle yoğrulmam son derece normaldi. Dolayısıyla hukuk fakültesinde, hukuk eğitimi almak yönünde ailecek verilen karar da böylece alındı ve o doğrultuda çalışmalara başlandı.

Lise eğitimim matematik ağırlıklı bir alanda devam ederken, benim ve tüm öğretmenlerimin odaklandığı Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, lise son sınıfta tek tercihim olarak belirlendi. Üniversite sınavı zamanı geldiğinde, tek tercihle girdiğim bu önemli sınavdan, küçük bir puan farkı ile başarısız olduğum bilgisi geldi. İnanın yıkılmıştım. Öyle ki tüm vücudum yara dökmüş, psikolojim alt üst olmuştu. Malum evden çıkmamalar, bunalım tipik 17 yaş işte…

 “Ne dersin?’ sorusuna olumlu cevabımla başladı, turizmle ilk tanışmam”

Sonraki yıl yine, yeniden başlayan, zorlu bir sınav maratonu ve babamdan hiç beklemediğim garip bir teklif… “Şeydacığım, turizm lisesinde akşam saatlerinde bir kurs açılmış. Bu kurs tamamen mesleki eğitim üzerine. Bir yıl süreli öğrencilere destek verecek ve bitiminde aynı turizm meslek lisesi öğrencileri gibi elinde bir diploman ve birçok mesleki bilgin olacak. Gündüzleri üniversiteye hazırlanırken, akşamları turizm eğitimi alırsın. Hem kafan dağılır hem de pek çok yeni arkadaş ve yeni bilgi edinirsin. Ne dersin?” sorusuna olumlu cevap vermem ile başladı, turizm mesleği ile ilk tanışmam.

Kendimi okul yıllarım boyunca senelerce hakim olarak, o muhteşem kürsüde hayal eden ben, hiç bilmediğim, aklımdan bile geçirmediğim bir alanda eğitim alırken buluvermiştim. Şu anda olduğu gibi, o dönemlerde de yaptığım işi önemseyerek ve özümseyerek yapan ben, girdiğim tüm derslerde, aldığım bilgileri uygular ve çalışır hale gelmiştim. Bu süreç gittikçe keyifli bir hal alıyor ve ilgimi de çekmeye başlıyordu.

Ne olduysa, o kurs döneminde oldu, çocuklarımın babası ile tanıştım. O kurs döneminde hukuk eğitimimden vazgeçip, üniversite eğitimime turizm işletmeciliği yönünde karar verdim. O kurs döneminde iş hayatında sektöre hakim iş kadınlarından biri olmanın temellerini atmaya karar verdim. Şimdi geriye dönüp baktığımda sanırım gerçekten idealist bir hukukçu da olurdum. Ama hiç de keşke demedim.

“Ne olduysa, kurs dönemimde oldu, çocuklarımın babası ile tanıştım. O kurs döneminde hukuk eğitimimden vazgeçip, üniversite eğitimime turizm işletmeciliği yönünde karar verdim. O kurs döneminde iş hayatında sektöre hakim iş kadınlarından biri olmanın temellerini atmaya karar verdim. Şimdi geriye dönüp baktığımda sanırım gerçekten idealist bir hukukçu da olurdum. Ama hiç de keşke demedim.”

 Turizmi sevdiniz mi?

Tabii şimdi böyle diyorum ancak eğitimimi tamamlayıp, işe başladığım ilk yıllar açıkçası çok da keyifli değildi. Normal şartlarda evde yapmaktan hoşlanmadığım pek çok işi iş hayatında yapıyor insan. Açıkçası çok da keyif almıyordum. Bu sebeple seçimim ön büro ve sonra da satış ve pazarlama alanında değişti. Kendimi daha iyi ifade edebildiğim alanlardı her ikisi de.

Yıl 1993 ve sonrasından bahsettiğimize göre henüz genç kızlar için pek de uygun görülmeyen turizm sektörü esasında özellikle kadınlar için en uygun sektörlerden biri olduğunu yıllar içinde yaşayarak gördüm. Evet, çalışma saatleri yoğun ve uzun. Özel hayat sekteye uğruyor belki ama düşünün ki bizim gibi misafirperver toplumlar en büyük gücünü kadından alır. Kadının doğasına uygun bir sektör bu yönüyle bakıldığında. Gelin görün ki, annesin, eşsin ve en önemlisi kendinsin.

 Zorlandınız mı peki?

Çok fazla hem de… Sebepleri çok açık esasında, kadın olarak erkek egemen bir sektördesiniz. Henüz çok da eğitimin giremediği, alaylı bir sektördesiniz. Eğitim farkınızı ortaya koymak ve kendinizi daha geliştirmek istiyorsunuz. Karakteriniz ve hayata bakış açınız gereği hedefli ve azimlisiniz. Ancak kadınsınız ve bu da çok da destek görmeyen bir durum. Benim hayatım, her şeye tüm zorluklara rağmen hedefe kitlenmek, belki de sihirli anahtar bu. Sabırla, azimle, yılmadan mücadele vermek…

Yeni yeni kurumsallığın oturduğu sektörümüzde gençleri daha şanslı buluyorum doğrusu. Bizler belki de yol açan, zorlu şartlarla bugünlere gelen nesil iken, artık onlar cinsiyet farkı olmaksızın daha özgürce hedeflerine ilerleyebiliyorlar. Ortalama 25 yıllık bir mesleki geçmişim olan turizm sektörünün son 7 yılı yöneticilik ile geçti. Bunun son 3 yılı ise, halen daha işletme müdürlüğünü yaptığım Bolu Koru Hotel’de devam etmekte.

Bolu Koru Hotel’i konuşalım isterim biraz da. Otelin ana konseptinden ve hizmetlerinden bahseder misiniz?

Koru Hotel, bilindiği üzere Türkiye’de bir efsane. Ortalama 50 yıllık bir efsane. Bilmeyen, tanımayan yaşamayan yoktur sanırım. Bolu’nun, Türkiye’nin ilk otellerinden biri. Ancak yıllar içinde fazlasıyla yıpranmış, unutulmuş ve çağın gerisinde kalmış bir tesisti otelimiz. 2016 yılı kasım ayında Koru Sağlık Grubu tarafından satın alınan, 160 dönüm orman arazili, 120 odalı, 4 yıldızlı Koru Hotel, 2018 yılı haziran ayı itibariyle yaptığımız renovasyon sonucu, 187 odalı bölgenin en büyük 5 yıldızlı kongre, sağlık, spa, spor ve doğa oteli haline gelmiştir.

 Otelin renovasyon sürecinden ve kapsamından daha ayrıntılı bahseder misiniz? Bölgeden ve Bolu’dan ne isteniyordu?

Spora uygun bir rakım otelimizde vardı. Futbol sahaları ve kapalı spor salonu yaptık. Şu anda tüm profesyonel spor kulüplerine ev sahipliği yapıyoruz. Yakın bölgede büyük toplantı ve banket organizasyonlarını gerçekleştirmek için büyük bir kongre merkezine ihtiyaç vardı. 1000 metrekare bölünebilir bir kongre merkezi ilave ettik. Böylesi keyifli bir doğada sağlığa yönelik faaliyetlere ihtiyaç vardı. Profesyonel bir spa ve wellness merkezi ilave ettik. Beraberinde açık kapalı yüzme havuzları tabii ki. Ardından doğa bizim yanı başımızda belirlenen rotalar eşliğinde, trakking, yoga vs. gruplarına da ev sahipliği yapmaktayız. Çocukları unutmadık, minik hayvan dostlarımızı onlara arkadaş kıldık. Tüm bunların yanında bir de Bolu mutfağı girince devreye taşlar tamam oldu ve özverili bir ekiple kısa sürede başarıyı yakaladık.

 Bölgeyi potansiyel bakımından nasıl değerlendirirsiniz peki?

Bolu ilimiz, var olduğu bölge itibari ile büyük metropollerin tam ortasında; doğası, milli parkları, eşsiz çam ormanları, tarihi, gölleri ve daha pek çok özelliği ile insanları hayran bırakan, enfes bir kaçış şehri. Büyük şehirlerin stresinden uzak ama ulaşılabilecek kadar yakın. Benim düşüncem, ne kadar profesyonel tesis sayısı artarsa, destinasyon olarak Bolu daha öne çıkacaktır. Neden ulusal ve uluslararası pek çok misafiri bu güzellikten mahrum ediyoruz ki, aranılan her şey var yöremizde. Dolayısıyla sadece Bolu değil, tüm Türkiye olarak aktiviteye, doğaya ve tarihe yönelik pek çok yeni proje geliştirilmeli. Bu projeler planlanırken mutlaka sektör profesyonellerinin ve akademisyenlerin fikirlerine başvurulmalı.

Sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz? İşteki ve evdeki Şeyda Zeynep Özersin’i nasıl anlatırsınız? İş yaşamınızdan kalan zamanları nasıl geçiriyorsunuz?

Bana gelince, ben bunca işin gücün arasında yoğun tempoya alışmış ve çalışmayı alışkanlık haline getirmiş, bu yönümle hemcinslerimden belki biraz farklı bir profil olabilirim. Ancak üniversitede okuyan iki kız çocuğu annesiyim. Özel hayatımda kızlarıyla vakit geçirmeyi çok seven, neşeli, samimi, komik bir anneyim. Geçmiş zamanlarda, onlara çok zaman ayıramasam da şu sıralar birlikte harika zaman geçiriyoruz. Sanırım beraber büyüdük ve artık çok iyi üç arkadaşız.

Özel hayatımda inanın tipik bir Türk kadınıyım. Yemek yapan, eviyle ilgilenen, evinde vakit geçiren, ailesiyle vakit geçmeyi çok seven her kadın gibi. Ne zaman ki, sabah kalkıp işe gitmek üzere aracıma biniyorum, o zaman iş kadını Şeyda oluyorum. Kitap okuyorum, yağlı boya tablolar yapıyorum. Özellikle evde olmak üzere film seyretmeyi çok seviyorum.

 Peki bundan sonraki planlarınız arasında neler var?

Bundan sonraki hedefim, bir Cumhuriyet kadını, bir Türk kadını olarak, bugüne kadar ki kazanımlarımı turizmin gelişmesine yansıtmak, kadınların doğasına uygun olan bu meslekte, daha fazla yer almalarını, söz sahibi olmalarını sağlamak… Belki de rol model olmak, devlet ve özel sektör arasında köprü olup; yatırım, tanıtım ve pazarlama faaliyetlerini kolaylaştırmak, projelerde yer almak, kısacası turizm anlamında cennet sayabileceğimiz memleketimiz için çorbaya tuzumuzu yettiğince katmak…

 

 

 

 

İnceleyin

JW Marriott Istanbul Bosphorus işe alımlara başladı!

Toplam 29 ülkede 88 oteliyle hizmet veren markanın yeni üyesi JW Marriott Istanbul Bosphorus, İstanbul’un ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: İçerik izinsiz kopyalanamaz, başka mecralarda kullanılamaz 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserlerini Koruma Kanunu Gereği (Site Telif Hakları) Konusunda Yasal Uyarıyı inceleyebilirsiniz